
Hayat serüvenimizi renklendiren, insan ruhunu ötelere götüren, cennet kokusu ve manzaralarını örneklendiren, yaratıcımızın eşsiz güzellikleriyle tefekküre daldıran çiçekler.
Kimi zaman sevgili olur, kimi zaman masum bir bebek, kimi zamanda din ve vatan uğruna kurban olan bir şehit. Her zaman sevgiye, şefkate, merhamete muhtaçlar, sevgiyle bakıp gülerler. Kırıldıkları an da kuruyup giderler. Her zaman ruhlarımıza tesir ederler.
Anadolu medeniyetinde önemli bir yer tutan çiçekler kimi zaman genç kızların başında oya, kimi zamanda gelinlik kızların çeyizlerinde bir nakıştır. Kilim, ahşap ve mimaride de sergilenirler. Tarih boyunca geçmişin izini nesilden nesile aktarırlar. Evimizin en güzel köşelerini süslerler. Tavanda sarmaşık, kapılarda bezeme olurlar.
Aşkı ifade eden lale, kişinin kendine olan öz saygısını ve güzelliği ifade eden Karanfil, sevgiyi ve Peygamberimiz (sav)’i sembolize eden gül medeniyetimizin nakışlarında çokça kullanılmıştır.
Halen çiçekler ülkemizde önemini korumaktadır. İstemeye gittiğimiz kızın ailesinin gönlünü bir demet çiçekle almaya çalışırız. Düğün esnasında gelinin güzelliği ve saflığını elindeki bir buket ak veya al çiçeğe benzetiriz. Düğüne katılan misafirlerin arasına çiçeklerle bahçe çeviririz. Hasta ziyaretlerinde sarıçiçek, önemli günlerde kırmızı karanfil ve en yaygın olarak gelenekleşmiş Kutlu doğum haftasında Peygamberimiz (sav)’e atfen kırmızı gül dağıtırız.
Edebiyatımızın da vazgeçilmez öğesidir çiçekler. Deneme ve makalelerimizin konusu, şiirlerimizin mısrası, ağıtlarımızın dili, manilerimiz neşesidir.
“Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr
Işıksız ruhumu sallarda durur”
Atasözlerimizin düşündürücü yönüdür çiçekler.
Bir çiçekle bahar olmaz, ama bahar bir çiçekle başlar sözü, Gülü seven dikenine katlanır, arı bal alacak çiçeği bilir, her çiçek koklanmaz gibi sözler kulağımızın aşina olduğu sözlerdir. Bu sözler bizlere ciltler dolusu kitap yazacak derinliği verebilirler.
Türkülerle ruhlarımızın coşkusuna coşku katarlar. Hem eğlendirir hem düşündürürler. Bir kıtamız;
Beyaz gül kırmızı gül
Güller arasından gelir
Yârim giymiş beyaz azya
Cuma Namazından gelir,
Diğer bir kıtamız
Kırmızı gül her dem olsa
Yaralara merhem olsa
Ol tabipten derman gelse
Şol revanda balam kaldı. Şeklinde çiçeklerle insanlara seslenirler.
Estetiğin ifadesidir çiçekler. Yaratanımızın güzellik ve sonsuz kudretini görürüz çiçeklerde. Onlar hiçbir sanatçının gücünün yetemeyeceği özellikler barındırırlar. Çünkü onlar hem canlı hem de kokuludurlar. Sanat eserlerindekiler ise ancak onları taklit ederler. Onlardan ilham alınarak yapılırlar. Birçok ressamın vazgeçilmez öğesidir çiçekler. Van Gogh kardeşi Theo’nun oğlunu bir buket beyaz çiçeğe benzetmiştir. Gentile Bellini ise Fatih Sultan Mehmet’in portresini çizerken eline kırmızı bir karanfil vererek portreyi zenginleştirmiştir. Tek başına bir tabloyu doldurdukları da olur. Bu tablolar misafir odamızın başköşesine konulurlar.
Bazen de su üzerinde lale, karanfil, sümbül olup ebru sanatıyla kitaplarımızı süslerler. Allah(cc)’ın hikmetlerini gösterirler. Kimi zamanda bedevi kültürünün acımasız sanatı olan dövme olup vücutlara nakşedilirler. Bazen de sinema sanatının konusu olurlar. Çiçek taksi, Çiçek Abbas, Güllü gibi isimlerle kendini hissettirirler. Oyuncular arasında espri konusu olup bizleri güldürürler. Seni nasıl tanıyacağım sözü üzerine yakamda bir kırmızı gül olacak oradan tanırsın sözüyle tanınma işareti olurlar.
Canlı iken de, kuruyken de güzel ve kokuludurlar. Herhangi bir topluluğa giderken üzerimizde kokmasını istediğimiz, kendimizin ifadesidir çiçekler.
Halkımızın gelir kaynağı, bin bir derdimizin şifasıdırlar. Toplanması ayrı bir zevk, görüntüsü ayrı bir zevk verir insana. Bin bir nesne ile evlerimize, hayatımıza geçerler. Özellikle ege bölgemizde yetişen güllerden koku başta olmak üzere, sabun, krem, şurup, lokum, reçel gibi mahsuller hayatımızın ta içindedirler. Gül toplama mevsiminde bu bölgeler gül kokusuna bürünürler. İnsanları, evleri, sokakları, caddeleri kısacası tüm şehir gül kokar. Gül alırlar, gül satarlar.
Kalplerimizi günahtan arındırma, maneviyata yönlendirmenin ifadesidir çiçek. İlkbaharda birden bire yeşillenip rengârenk bezenen çiçekler her biri ayrı bir koku, ayrı bir güzellik, ayrı bir düşünce bırakır zihinlerde. Ölümden sonra dirilmenin örneğini gösterirler anlayan gözlere. Adeta Cennetin kokusunu yayarlar hisseden gönüllere. Çoğu kez cennetin hayallerinin ipuçlarını verirler. İnsanoğlunu tefekküre daldırıp yaratıcısının büyüklüğü ve kudretinin karşısında acizliğini gösterirler ve O’na dönmesini sağlarlar.
Şimdi de çiçekler dünyasına ve halkımız tarafından yüklenen anlamlarına bir yolculuk yapalım.
AÇELYA, nefse hâkimiyet.
ADAÇAYI eşler arasında “Biz iyi bir aileyiz” mesajı
AKASYA (BEYAZ), Dostluk; “Bizimki temiz bir sevgi
ARDIÇ, Seni koruyacağım
ÇİNGÜLÜ, “Zarif ve çok güzelsin!”
DEFNE, Terfi eden kişilere gönderilir; “şan, ün, görkem” anlamı taşır
ERİK, “Sözüme sadık kalacağım
GELİN EL ÇİÇEĞİ, “Mutlu olabiliriz.”
HANIMELİ, “Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek.”
IHLAMUR, Evli çiftler için “Seni seviyorum”
KARAÇALI, “Dostluğumuz uzun ömürlü olsun!”
MENEKŞE, Alçak gönüllüğü ifade eder.
NANE, “Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum.”
NERGİS, “Saygılarımla…”
ÖKSEKOTU, “Sorunların üstesinden geleceğim.”
PAPATYA, Temiz bir kalbin simgesi.
PELESENK, Sabırsızlık
PETUNYA, “Umudunu yitirme
SARDUNYA, “İçin rahat olsun, her zaman yanındayım
YENİBAHAR, “Acını paylaşıyorum
ZAMBAK (SARI), “Seni neşeli buluyorum!
Evet, çiçeklerin büyülü dünyası bu. Bir çiçek neyi halleder demeyin. Buraya alamadığımız bin bir tane daha çiçek var. Hepsinin ayrı ayrı manaları ayrı ayrı güzellikleri var. İki dünyada da hayatımızın çiçek bahçeleri içinde olması dileğiyle. Sevgilerimle…